Mahkemeler, taraflar arasındaki ihitilafı çözme ile görevli olup, bundan kaçınılmaması gerekmektedir.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2016/6356

Karar Numarası: 2017/7557

Karar Tarihi: 23.05.2017

Özet:

. Mahkemece; dava konusu yapılan ve davacı tarafın verdiği bilgiler ile tespiti mümkün olan malvarlıkları için ilgili kurum ve kuruluşlara yazı yazılmaksızın yargılamanın başında yazılı şekilde süre verilmesi hakkaniyete de uygun değildir. Mahkemeler, taraflar arasındaki ihitilafı çözme ile görevli olup, bundan kaçınılmaması gerekmektedir.

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın usulden reddine, karşı davanın tefrikine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı-davalı vekili, duruşmasız olarak davalı-davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 23.05.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ... vekili Avukat ... ile karşı taraftan ... bizzat ve vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı-davalı ... vekili, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacının evlilik birliğinin sona ermesiyle katkı payı alacağının tespiti, HMK 107 uyarınca belirsiz alacak olarak şimdilik 100.000,00 TL katılma ve değer artış payı alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsilini ve mal rejiminin tasfiyesi ile müvekkilinin mal rejiminden doğan tüm haklarının verilmesini, ayrıca TMK 199 maddesi uyarınca davalının tüm malvarlığı üzerinde tasarruf yetkisinin sınırlandırılmasını talep etmiştir. Karşı dava yönünden, davaya konu edilen taşınmazın karşı davacı tarafından bağışlandığı ileri sürülerek davanın reddi savunulmuştur.

 

Davalı-davacı ... vekili, karşı dava dilekçesinde karşı davalı adına kayıtlı evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz yönünden alacak talebinde bulunmuş, asıl davanın ise reddini savunmuştur.

 

Mahkemece özetle; HMK 119/1 maddesinde dilekçede yer alması gereken unsurların sayıldığı, bazı unsurlar yönünden eksiklik bulunması halinde davacı tarafa eksikliğin giderilmesi için süre verilmesi, eksiklik giderilmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hususunun HMK 119/2 maddesinde açıklandığı, dava konusu yönünden eksiklik bulunması halinde davacıya süre verilmesi gerektiği yönünde bir düzenleme olmamasına rağmen, mahkemece hak kaybına sebebiyet verilmemesi ve usul ekonomisi gözetilerek süre verildiği, ne var ki davacı tarafça sunulan açıklama dilekçesinde ara kararlarına yönelik itirazlar belirtilmesine karşın, eksikliği giderecek açıklamalar yapılmadığı, mevcut dilekçe ve taleplere göre yargılamanın sağlıklı yürütülmesi mümkün görülmediğinden asıl dava dilekçesinin usulden reddine, karşı davanın kararın kesinleşmesinden sonra bu dosyadan ayrılarak ayrı bir esasa kaydına karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde asıl davanın usulden reddi yönünden davacı-davalı vekili, asıl davaya konu malvarlığına konulan ihtiyati tedbire ilişkin ara kararlar yönünden davalı-davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

1- Davalı-karşı davacı vekilinin tüm ve davacı-karşı davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

 

2-Davacı-davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;

 

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesi; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmünü içermektedir.

 

Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna yada objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.

 

Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı yada bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.

 

Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. 6100 sayılı HMK’nın 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.

 

Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.

 

Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.

 

Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu

 

davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir.

 

6100 sayılı HMK ile birlikte, belirsiz alacak davası açma imkanı tanınmak suretiyle belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı da sınırlandırılmıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı HMK ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü belirsiz alacak davası, zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir.

 

Somut uyuşmazlık incelendiğinde, Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmiş ise de bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Mahkeme tensiple, davacı tarafın, davalıya ait ve davacının katkı payı alacağı olabilecek varlıklar ile katılma ve değer artış payı alacağı hesabında dikkate alınabilecek her türlü mal varlığının araştırılması ve tasfiyeye tabi tutulması talebi; (tensibin 13. bendinde) dava konusu olan mal varlıklarını açıklama, hangi mal varlığından, hangi nedenle ve ne miktarda alacak talep edildiğini bildirme yükümlülüğünün davacı tarafa ait olduğu gerekçesiyle yerinde görülmediğinden bu yöndeki talebin reddine karar verilmiş, yine (tensibin 14. bendinde) davacıya Yargıtay 8. HD'nin 17/09/2013 tarih, 2013/5338 E, 12401 K ve 18/01/2011 tarih ve 2010/4432 E, 2011/124 K sayılı ilamları gerekçe yapılarak; dava konusu malların neler olduğunu tek tek açıklamak, hangi mal varlığından hangi hukuki nedenle (katkı payı, katılma alacağı, değer artış payı vs.) ve ayrı ayrı TL olarak ne miktarda alacak istendiğini açıklamak ve talebi somutlaştırmak üzere HMK 31, 33, 147, 169 ve 194/1 maddeleri gereğince iki haftalık süre verilmiş, aksi takdirde davanın usule uygun açılmadığı kabul edilerek karar verileceği belirtilmiştir.

 

Dava dilekçesinde davacı tarafça; mal rejiminin tasfiyesi ile katkı payı, değer artış payı ve katılma alacağı ile TMK 199 maddesine dayalı tasarruf yetkisinin sınırlandırılması talep edilmiş olup, davalıya ait malvarlıklarından tespit edilebilenlerin açıklandığı (ada ve parsel numaraları, şirket isimleri, banka hesap numaraları); tespit edilmesi mümkün olanların ise taşınmazlar için bulunduğu yer-mevki ve diğer mallar için ise ilgili kurum ve kuruluş adlarının bildirdiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu tür davalarda talep edilen tüm malvarlığının tensip zaptı ile 2 haftalık süre içerisinde davacı tarafça belirtilmesini istemenin, gerek hak arama özgürlüğünü kısıtlayacağı gerekse yukarıda açıklanan belirsiz alacak davasının özüne aykırı olacağının gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece; dava konusu yapılan ve davacı tarafın verdiği bilgiler ile tespiti mümkün olan malvarlıkları için ilgili kurum ve kuruluşlara yazı yazılmaksızın yargılamanın başında yazılı şekilde süre verilmesi hakkaniyete de uygun değildir. Mahkemeler, taraflar arasındaki ihitilafı çözme ile görevli olup, bundan kaçınılmaması gerekmektedir.

 

Dava konusu tüm malvarlıkları tespit edildikten sonra hangi mal için ne kadar miktar talepte bulunulduğunun bildirilmesi için davacı tarafa süre verilmesi yerine henüz dava konusu tüm malvarlıkları belirlenmeden yazılı şekilde bu yönden süre verilmesi de yerinde olmamıştır.

 

Mahkemece yapılacak iş, davacının açıkça bildirdiği malvarlıkları ile dava dilekçesinde verdiği bilgilere göre tespiti mümkün olan malvarlıkları için ilgili tapu, trafik, ticaret sicil ve vergi dairesi gibi kurumlara yazı yazılması, iddia ve savunma doğrultusunda toplanacak taraf delilleri çerçevesinde uyuşmazlık hakkında bir karar verilmelidir.

 

Mahkemece verilen süre içerisinde davacı vekili tarafından harcı tamamlanan TMK 199 maddesi ile ilgili talep yönünden gerekçe yerinde olumlu olumsuz bir değerlendirme bulunmaması da hatalıdır.

 

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı- davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı-davacı vekilin tüm ve davacı-davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davalı-davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı-davalıya verilmesine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, ve 29,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2,20 TL'nin davalı-davacıdan alınmasına, davacı-davalıdan alınan peşin hacında istek halinde iadesine 23.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

Ek Resimler

Bu içerik 15.11.2017 tarihinde yayınlandı ve toplam 28 kez okundu.

Yorumlar (0)

Bu içeriğe henüz hiç yorum yapılmadı !! İlk yorum yapan siz olun.
YENİ YORUM YAP

Yorum Yap

İşlemin sonucunu giriniz.

Benzer İçerikler